Savaş örgütü NATO DEFOL! Barıştan öte güvenlik yoktur!

Güvenlik bahanesiyle savaş suçlusu, işgalci, kadın düşmanı, çocuk istismarcısı devlet başkanlarının bu topraklarda buluşmasına rızamız yok. Bizim güvenliğimiz, onların zırhlı araçlarında, kapatılmış sokaklarında, savaş bütçelerinde ve askeri üslerinde değil; barışta, eşitlikte, özgürlükte, kamusal kaynakların yaşam için kullanılmasındadır.

Savaş örgütü NATO DEFOL! Barıştan öte güvenlik yoktur!

7-8 Temmuz’da Türkiye’de yapılacak NATO Zirvesi bizim güvenliğimiz için değil! Ülkenin başkenti Ankara’da fiili olağanüstü hal ilan ederek, yolları, parkları, gecekonduları emperyalist devlet başkanları için kapatarak, yeni havaalanı, yeni yollar, dikey bahçelere milyarlarca lira harcayarak, köpekleri toplayarak, devrimcileri, sosyalistleri gazetecileri, LGBTİ+’ları, feministleri, akademisyenleri uydurma operasyonlarla gözaltına alıp tutuklayarak hazırlanılan bu zirve, şimdiden hepimiz için ağır bir maliyet yarattı. Güvenlik bahanesiyle savaş suçlusu, işgalci, kadın düşmanı, çocuk istismarcısı devlet başkanlarının bu topraklarda buluşmasına rızamız yok. Bizim güvenliğimiz, onların zırhlı araçlarında, kapatılmış sokaklarında, savaş bütçelerinde ve askeri üslerinde değil; barışta, eşitlikte, özgürlükte, kamusal kaynakların yaşam için kullanılmasındadır.

NATO suç örgütüdür!

İktidarından medyasına NATO toplantısının ülke güvenliği için çok önemli olduğu propagandası yapılıyor. Oysa biliyoruz ki NATO kurulduğu günden bu yana savaş suçlarıyla bilinen, üye ülkelerin devlet yapısını dizayn eden, özel harp teknikleriyle halklara karşı savaşı organize eden bir emperyalist ittifak. NATO, kurulduğu günden bu yana sermayenin dünyadaki askeri, ideolojik ve ekonomik yayılmasının bir aracıdır! Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya… NATO’nun kanlı tarihinde sadece aleni olan operasyonlar. Bazen ABD’nin yetiştirdiği cihatçı gruplar, bazen diktatörler, bazen “medeniyet götürmek” bahanesiyle açılan savaşların, yapılan işgallerin sonucu kitlesel ölümler, yoksulluk, el koyma ve zorunlu göç dışında bir şey olmadı. Kadınların bedeni bu savaşlarda ganimet olarak görüldü. Kadınlar, savaş sonrası yıkılmış kentlerin de göçün de bütün yükünü omuzlarında taşımak zorunda kaldı. Ve bu savaşların hiçbiri kadınlara “özgürlük” getirmedi. Bugün Filistin’de, Suriye’de, Rojava’da, İran’da, Sudan’da, Ukrayna’da savaşların ve işgalin bedelini en ağır şekilde kadınlar ödüyor. Evlerin, mahallelerin, hayatların yıkılması, tecavüz, insan ticareti, zorla yerinden edilme; yanı başımızdaki coğrafyada yaşanıyor! 

İşbirlikçilik savaş suçlarına ortak olmaktır!

Türkiye’nin NATO’ya katıldığı 1952 yılından bu yana darbeler, katliamlar, kontrgerilla operasyonlarıyla büyüyen halk hareketleri bastırıldı, uluslararası sermayenin, emperyalist devletlerin ve yerli işbirlikçi iktidarların politikaları doğrultusunda emeğimiz ve bütün varlığımız sömürgeleştirildi. Bugün kadın düşmanı, çocuk istismarcısı Trump’ın restiyle yeniden düzenlenmeye çalışılan NATO, üye ülkelerin savunma harcamalarını ülkelerinin ekonomik çıktılarının yüzde 5’ine çıkarmasını istiyor. Türkiye’nin 2025 yılı savunma bütçesi “rekor artış” olarak duyurulmuştu. 2025’ten 2026’ya savunma ve güvenliğe ayrılan toplam bütçe yaklaşık yüzde 33,9 oranında artırıldı. Bir yandan enerji ve madencilik faaliyetleri ile doğal varlıklarımız sömürülürken diğer yandan bütçe savunma sanayine ayrılıyor. Kaynaklar silahlanmaya ayrıldıkça faşizm güçleniyor. Birkaç ay önce, Trump’ın temsilcisi, Espstein dostu Tom Barrack Ortadoğu için “monarşik yapılı güçlü liderlik rejimleri”nin uygun olduğunu söylemişti. Bütün bunlar tesadüf değil: NATO zirvesi hem askeri harcamaları arttıracak hem de iktidarın şiddetini!

Silahlanmaya ayrılan para bizim hayatlarımızdan, haklarımızdan çalınıyor. AKP iktidarı sözde Filistin dostu görünüp Trump ne isterse yapıyor. Türkiye; silahlanma yarışı, üsler ve ticari işbirlikleri aracılığıyla ABD ve İsrail’in bölgedeki hegemonya savaşının doğrudan parçası haline getiriliyor. İşbirlikçi politikalar savaş ve işgallere ortak olmak demektir.

Kimin güvenliği?

AKP-MHP iktidarı savaş suçlarını güvenlik söylemiyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Peki Türkiye’nin doğrudan parçası olduğu, cihatçı çetelerle yürüttüğü Suriye Savaşı halklara ne getirdi? Cevap hafızamızda; Ankara’da, Diyarbakır’da, İstanbul’da, Suruç’ta IŞİD bombalarıyla yüzlerce insan katledildi. Cihatçı çetelere karşı direnen Kobanê kuşatıldı, kadınların direnişi bastırılmaya çalışıldı. Gazze’ye insani yardım götürmeye çalışan filolar İsrail’in saldırısına uğradı. İran Savaşı başladığından bu yana Türkiye topraklarına füzeler düşüyor. Savaş politikaları Gazze’de de, Suriye’de de, İran’da da, Türkiye’de de halklara güvenlik getirmiyor!

Güvenlik barışla olur.

Güvenlik dedikleri ABD ve İsrail başta olmak üzere emperyalist devletlerin, dünyanın her köşesini sömürgeleştirmek isteyen uluslararası sermayenin ve işbirlikçilerinin güvenliği! Soykırımcı İsrail ve ABD’nin “kadınlar için özgürlük yolu açıldı” diye pazarladığı savaşa karşı İranlı kadınlar “Biz kendi direnişimizle özgürlüğümüzü kazanacağız” diyor ve savaşa karşı çıkıyor. Bu savaşların hiçbiri bizim adımıza değil. Ve çok iyi biliyoruz ki barıştan, eşitlikten, özgürlükten, dayanışmadan daha güçlü bir güvenlik yoktur. Barış yalnızca silahların susması değil, eşitsizliklerin ve tahakküm ilişkilerinin sona ermesidir.

Hayatlarımızdan çalmalarına izin vermeyelim!

NATO’nun üye ülkelere GSYİH’nin %5’ini savunmaya ayırmaları yönündeki baskısı; ay sonunu getiremeyen işçiden, emekliden, sağlık harcamalarından, ucuz konut imkanından, çocuk ve yaşlı bakımından, eğitimden, kadına yönelik şiddete karşı önleme ve koruma mekanizmalarından, toplu taşımadan, kadınların güvenceli istihdam imkanlarından… kesinti demek. Kamu kaynaklarının savaş bütçesine ayrılması demek!

Biz feministler, sermayenin, emperyalist devletlerin askeri operasyonlarının, savaş ve işgal politikalarının kadınların yaşamını en şiddetli şekilde etkilediğini; savaşın yalnızca cephede değil evde, okulda, işyerinde ve gündelik yaşamın her alanında yeniden üretildiğini biliyoruz. Savaş yanlısı, güvenlikçi politikalar gündelik yaşamın içine yerleşiyor. Erkekliği güç kullanma, şiddet ve tahakkümle; kadınlığı ise itaat, fedakârlık ve edilgenlikle özdeşleştiren eşitsizlik düzeni savaş politikalarını beslerken, savaşlar da bu düzeni yeniden üretiyor.

Savaş karşıtı mücadele patriyarkaya karşı mücadelemizin ayrılmaz bir parçasıdır!

Savaşlar sadece ölüm ve yıkım getirmiyor, toplumları parçalıyor, mülksüzleştiriyor ve yeniden bağımlılaştırıyor. Saldırı altında olan bizim yaşamlarımız, bedenlerimiz, toplumsal bağlarımız! Militarizm ve savaş yanlısı politikalar, yalnızca sıcak savaşın yaşandığı bölgelerde değil her yerde daha fazla sömürü, daha fazla erkek şiddeti, kadınların ve LGBTİ+’ların yaşamları üzerinde daha fazla denetim, daha fazla yoksullaşma anlamına geliyor.

Ankara’da sıkıyönetim ilan edilerek yapılmaya çalışılan NATO toplantısı işte bu sömürü ve işgal düzenini sürdürmek içindir. Bunun karşısında biz, kurulduğu günden bu yana “NATO DEFOL” diyen, Amerikan 6.filosunu denize döken, darbelere karşı direnen, “savaşa hayır” diyen mücadele geleneğini sahipleniyoruz. Feminist mücadelemiz, antikapitalist, antiemperyalist, sömürgecilik karşıtıdır.

Halkların katili NATO’yu istemiyoruz.

NATO’DAN ÇIKILSIN, ÜSLER KAPATILSIN!