Devlet Çocukları Ne Zaman Hatırlar? Korurken mi, Cezalandırırken mi? – Benginur Ezgi Sarıkaya

Bir çocuk öldüğünde toplum öfkelenir. Bu öfke gerçektir; kayıpların, şiddetin, adaletsizliğin, en çok da yoksulluk ve yoksunluğun yarattığı ortak bir yaradır. Bir çocuk ağır bir suça sürüklendiğinde yine öfkeleniriz. Ancak tam da böylesi anlarda devletin nasıl bir siyaset kurmayı tercih ettiği belirleyicidir. Çünkü öfke, hak temelli politikalar üretmek için de kullanılabilir; daha sert cezaları meşrulaştırmak için de.

Devlet Çocukları Ne Zaman Hatırlar?  Korurken mi, Cezalandırırken mi? – Benginur Ezgi Sarıkaya

Bir çocuk öldüğünde toplum öfkelenir. Bu öfke gerçektir; kayıpların, şiddetin, adaletsizliğin, en çok da yoksulluk ve yoksunluğun yarattığı ortak bir yaradır. Bir çocuk ağır bir suça sürüklendiğinde yine öfkeleniriz. Ancak tam da böylesi anlarda devletin nasıl bir siyaset kurmayı tercih ettiği belirleyicidir. Çünkü öfke, hak temelli politikalar üretmek için de kullanılabilir; daha sert cezaları meşrulaştırmak için de.

Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edilen çocuklara ilişkin yasa teklifi ikinci yolu seçiyor. Çocukları suçtan koruyacak sosyal politikaları, yoksulluğu azaltacak kamusal mekanizmaları, çocuk koruma sistemini güçlendirmeyi ya da risk altındaki çocuklara erken müdahaleyi tartışmak yerine, çözümü daha ağır cezalar ve daha uzun hapis sürelerinde arıyor.

İtiraz ediyoruz!

Bu yasa teklifi, devletin toplumsal sorunlara hangi araçlarla cevap vermeyi tercih ettiğinin ilanıdır. Koruma yerine cezayı, cezalandırıcı değil hak temelli adalet yerine cezalandırıcı adaleti seçen bu sistem bu ülkedeki herkesin hakkını tehdit etmektedir.

Suça sürüklenen çocuk

Bu kavram bize şunu hatırlatır: Hiçbir çocuk dünyaya bir suç örgütünün üyesi olarak gelmez. Hiçbir çocuk doğduğu gün eline silah almaz. Hiçbir çocuk tek başına suç işlemez. 

Çocukları suça sürükleyen koşullar vardır. Yoksulluk vardır. Çocuk işçiliği vardır. Aile içi şiddet vardır. İhmal, istismar vardır. Eğitim hakkından mahrum bırakılmak vardır. Mahallelerin çetelere teslim edilmesi vardır. Göç, savaş ve afet sonrası derinleşen eşitsizlikler vardır. Devletin ulaşmadığı, göz yumduğu her boşluğu suç örgütlerinin doldurması vardır.

Dolayısıyla çocuklara ilişkin her tartışmada ilk sorulması gereken soru “Bu çocuğun cezası ne olmalı?” değil, “Bu çocuk neden korunamadı?” olmalıdır. Ne var ki yeni teklif bu soruyu sormuyor. Çocuğun hikâyesini değil, yalnızca fiilini görüyor. Koruyamadığı çocuğu daha ağır cezalandırarak kendi sorumluluğunu görünmez kılıyor.

Oysa Rakel Dink’in dediği gibi “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!” 

Çocuk Koruma Yasası hemen şimdi!

Toplumda infial yaratan şiddet olayları yaşandığında devletin ilk refleksi çoğu zaman aynı oluyor: Daha fazla ceza, daha fazla kolluk, daha fazla kapatma.

Oysa şiddetin bir kaynağı, onu üreten bir sistem ve meydana geldiği koşullar var.

Bir çocuk, bir şiddet eyleminin faili olduğunda da bunu tek başına bireysel tercihleri nedeniyle yapmaz. Çocuğu suça, çetelere açık hâle getiren yapısal koşullar vardır.

Tam da bu nedenle yalnızca suça değil, suçu mümkün kılan düzene bakmalıyız. 

Sömürü ve şiddet düzeninin suça sürüklediği çocukları düşmanlaştıran bir anlayışa karşı çıkmalıyız. Bu çocukların, en temel ihtiyaçlarını karşılamayı reddedip onun yerine kendilerini zenginleştiren devlet ve sermaye tarafından sömürüldüğünü, çeteler tarafından istismar edildiğini görmek zorundayız. Toplumun yetişkin özneleri olarak yapmamız gereken, sömürü ve şiddet düzeninin bizde yarattığı öfke, korku, çaresizlik duygularını yatıştırmak için çocukların cezalandırılmasını talep etmek değildir. Yapmamız gereken, çocukların ve hiçbir ayrımcılığa yer vermeden herkesin sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşayabileceği hayatı kurmak için esas sorumlularla mücadele etmektir.

Çeteler çocukların cezalandırılmasından neden korksun?

Teklifin temel gerekçelerinden biri, suç çetelerinin çocukları kullanmasının önüne geçmektir. Peki ya gerçek bu mu?

Suç çeteleri çocukları yalnızca daha az ceza aldıkları için kullanmaz; onları kolay tehdit edebildikleri, manipüle edebildikleri için kullanırlar. Yoksulluklarını sömürebildikleri için kullanırlar. Yerlerine yenilerini kolayca bulabildiklerini düşündükleri için kullanırlar.

Bir çocuğun cezası arttırıldığında suç çetesi ortadan kalkmaz. Çocuk cezaevine girer. Yerine başka bir çocuk bulunur.

Doğru soru şudur:

Neden çeteler çocuklara bu kadar kolay ulaşabiliyor?

Neden sosyal hizmet uzmanlarından önce çeteler çocukların kapısını çalabiliyor?

Neden okuldan kopan çocukları kamu kurumları değil, suç ağları buluyor?

NEDEN ÇOCUKLAR KORUNMUYOR? 

Çocukluğu parçalayamazsınız

Teklifin en tehlikeli yönlerinden biri, bazı ağır suçlarda çocuklara tanınan yaşa bağlı güvencelerin fiilen aşındırılmasıdır.

Burada yalnızca ceza miktarı değişmiyor, çocukluk tanımı da değişiyor.

Bugün deniliyor ki:

“Bu suç çok ağır; burada çocukluğu biraz askıya alabiliriz.”

 

Peki yarın?

Başka bir suç.

Başka bir istisna.

Başka bir toplumsal infial.

Haklar tam da böyle aşınır.

Bir gecede değil, istisnalarla…

Çocuk hakları evrenseldir çünkü çocuğun gelişimsel özellikleri, işlediği iddia edilen suçun niteliğine göre değişmez. Ergen beyninin gelişimi, dürtü kontrolü, akran baskısına açıklık ve uzun vadeli sonuçları öngörebilme kapasitesi ağır bir suç işlendiğinde bir anda yetişkin düzeyine ulaşmaz. Çocuğun çok zeki olması dahi psikolojik, zihinsel, duygusal gelişim evrelerini atlayıp yetişkin sayılabileceği anlamına gelmez.

Çocukluğu suçun niteliğine göre açılıp kapanan bir kategori hâline getirdiğimiz anda artık çocuk haklarından değil, istisna rejiminden söz etmeye başlarız.

Görünmeyen çocuklar

Bir de hiç konuşulmayan çocuklar var.

Suça sürüklenmeyen ama istismara sürüklenen kız çocukları…

Zorla evlendirilenler…

Ev içi köleliğe mahkûm edilenler…

Cinsel sömürüye maruz bırakılanlar…

Kayıt dışı çalıştırılanlar…

Onlar çoğu zaman ceza adalet sisteminin öznesi bile olamıyor ve uğradıkları şiddet görünmez kalıyor.

Halihazırda istismar failleri “çocuğun rızası vardı” diyerek aklanıyorken bu düzenlemeyle kız çocuklarını evlendirmeyi yasallaştırmanın yolu döşeniyor. MESEM’lerde çocuklar hayattan koparılıyorken eğitim adı altında çocuk işçiliğin yaygınlaşmasına dayanak sunuluyor.

Bu yüzden çocuklara ilişkin güvenlikçi politikalar aynı zamanda cinsiyetçi de. Çocukluğu tek tip bir deneyim gibi ele alıyor. Oysa feminist politika çocukların da cinsiyet, sınıf, göçmenlik statüsü, engellilik ve yoksulluk eksenlerinde farklı biçimlerde kırılganlaştığını söyler.

Daha uzun hapis süresi daha güvenli bir toplum yaratmaz!

Toplumsal güvenlik daha fazla hapis cezasıyla kurulamaz.

Bir çocuk beş yıl yerine sekiz yıl kapalı kurumda kaldığında gerçekten daha güvenli bir toplumda mı yaşayacağız?

Eğer o çocuk eğitimden kopmuşsa, psikososyal destek alamamışsa, tahliye sonrası yalnız bırakılmışsa, mahallesine aynı yoksulluk koşullarına geri dönüyorsa, bu yalnızca ertelenmiş bir sorundur.

Gerçek güvenlik, çocukların yeniden suç işlememesidir. Gerçek güvenlik, yeni mağdurların ortaya çıkmamasıdır. Gerçek güvenlik, çocukların suç örgütlerinden önce kamusal bakım mekanizmalarına ulaşabilmesidir.

Neden bu yasaya karşıyız?

Çünkü feministler olarak, eşitlikçi bakım politikalarını savunuyoruz. Bakımın devletin sorumluluğundan çıkarılıp aileye, aile içinde de kadının sırtına yüklenmediği; toplumun her kesimine eşit bir şekilde sağlandığı politikalardan bahsediyoruz. Şiddetin kaynağının patriyarkal kapitalist sistem olduğunu söylüyoruz. Devletin şiddete verdiği her güvenlikçi cevabın en çok kadınların ve çocukların hayatını daralttığını, ayrıca güvenliklerini sağlamaktan da uzak olduğunu biliyoruz. 

Hakların en temel özelliği, herkes için ve en zor zamanda da geçerli olmalarıdır. Toplumsal öfke; hakları askıya almak için değil, onları güçlendirmek için kullanılmalıdır. Biz çocukları cezalandırarak değil, onları koruyarak güvenli bir toplum kurabiliriz.

Taleplerimiz açıktır:

  • Çocuklara ilişkin ceza artırımları getiren ve yaşa bağlı güvenceleri aşındıran yasa teklifi geri çekilmelidir.
  • Çocuk adalet sistemi; çocuğun üstün yararı, onarıcı adalet ve topluma yeniden kazandırma ilkeleri doğrultusunda güçlendirilmelidir.
  • Çocukları suç örgütlerine sürükleyen yetişkinler, örgüt yöneticileri ve finansal ağlar etkin biçimde soruşturulmalı; çocuklar değil onları kullanan yapılar hedef alınmalıdır.
  • Risk altındaki çocuklara erken ulaşacak mahalle temelli sosyal hizmet, psikososyal destek ve çocuk koruma mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır.
  • Çocuk işçiliği, yoksulluk, eğitimden kopuş ve barınma güvencesizliği ile mücadele; çocuk adalet politikasının ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalıdır.
  • Okullarda psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı ve çocuk koruma ekiplerinin sayısı artırılmalı; önleyici hizmetlere bütçe ayrılmalıdır.
  • Çocuklara ilişkin tüm yasal düzenlemeler hazırlanırken çocuk hakları örgütleri, feminist örgütler, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, hukukçular ve çocuklarla çalışan meslek örgütleri karar süreçlerine etkin biçimde dahil edilmelidir.
  • Çocuk politikaları hak temelli, eşitlikçi ve bakım odaklı bir anlayışla yeniden inşa edilmelidir.

 

Devlet çocuklarla kurduğu ilişkiyi, onları hangi anlarda görünür kıldığıyla ele verir. Çocuklar yoksulluk nedeniyle eğitimden koparken, çocuk işçiliğine sürüklenirken, istismara maruz bırakılırken, güvenli barınmaya erişemezken, psikososyal destekten mahrum kalırken ya da suç örgütlerinin hedefi hâline gelirken görünmez kılınır. Ancak aynı çocuklar bir suçun faili olarak kamuoyunun gündemine düştüğünde bir anda devletin ilgi alanına dönüşür.

Bugün çocuklara ilişkin gündeme gelen yasa teklifi tam da bu çelişkiyi önümüze koyuyor. Teklif, çocukların neden suça sürüklendiğini, onları koruyacak mekanizmaların neden işlemediğini ya da devletin koruma yükümlülüğünü neden yerine getiremediğini tartışmıyor. Bunun yerine, çocukların işlediği iddia edilen suçlara karşı daha ağır cezaları çözüm olarak sunuyor.

Oysa çocukları yalnızca ceza hukukunun konusu hâline getirmek, onları daha önce koruyamayan kamusal politikaları sorgulamaktan vazgeçmektir. Çocukları suçtan koruyamayan bir devletin, onları daha ağır cezalandırarak sorumluluğunu yerine getirdiğini iddia etmesi mümkün değildir.

Bizim için mesele yalnızca çocuk adalet sistemine ilişkin teknik bir hukuk tartışması değildir. Bu teklif, devletin toplumsal sorunlara nasıl yaklaştığını gösteren politik bir tercihtir. Koruma yerine cezalandırmayı, bakım yerine güvenlikçi müdahaleleri, sosyal politikalar yerine ceza hukukunu önceleyen bu yaklaşım, çocuk haklarıyla birlikte hak temelli kamusal düzen fikrini de aşındırmaktadır.

Devlet yapısal nedenlerle yüzleşmek yerine cezaları ağırlaştırmayı tercih ettiğinde, aslında çocukları değil kendi eksikliğini görünmez kılmaktadır. 

Tam da bu nedenle soruyoruz: Devlet çocukları ne zaman hatırlar? Onları koruması gerektiğinde mi yoksa koruyamadıklarını cezalandıracağı zaman mı?