Çıkalım zıvanadan – Çiğdem Çidamlı

Öldürülen her kadın için bir direğin üstüne, bir duvara, bir kapıya, kamusal bir alana siyah veya pembe boyalarla bir haç çizdiler ve her yere “adalet” yazdılar. Kadın düşmanı kentin görüntüsünü, öldürülen kadınları simgeleyen nesnelerle değiştirdiler ve suçu görünür kıldılar

Çıkalım zıvanadan – Çiğdem Çidamlı

Gülistan Doku’ya ne oldu?
Yeldana Kaharman’a ne oldu?
Nadira Kadirova’ya ne oldu?
Rabia Naz’a ne oldu?

Munzur Üniversitesi ikinci sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan Doku, kentin Pertek dâhil birçok ilçesinde, küçük yaşta kız-erkek çocuklarına yönelik uzun süreli, sistemli cinsel istismar suçlarını işleyen güvenlik-kamu görevlileri çetelerinin cezasızlık-dokunulmazlık zırhıyla korunduğu 88 bin nüfuslu Dersim’de, kayıplara karıştı. Bir aydır nerede olduğuna dair hiçbir iz bulunamayan ve ailesinin ısrarlı itirazlarına karşın intihar ettiği iddia edilen Gülistan’la ilgili soruşturma, kaybolmadan önce evinde uzunca süre kaldığı, tartıştığı, kendisine şiddet uygulayan eski erkek arkadaşı ve olayın tek şüphelisi Zainal Abakarov’un üvey babasının da görevli olduğu Dersim Asayiş Şubesi tarafından yürütülüyor. Kentte Gülistan’la ve çocuk istismarı vakalarıyla ilgili olanlar da dâhil, her türlü eylem ve etkinlik Valilik kararıyla yasak. Ama kadın öğrencilerin, üniversitenin bilgi işlem dairesi başkanının, “kadın öğrencilere cinsel saldırıda bulunduğunu, öğrencileri tehdit ederek vali, kaymakam ve üst düzey kamu görevlileri ile para karşılığı cinsel ilişkiye zorladığını” beyan ettiği ve herkesin her şeyi bildiği bu kentte, cinsel istismar davası soruşturması elbette gizlilik kapsamında.

Dersim’in güney komşusu Elazığ kentinde kadınlar, deprem sonrasında erkekler tarafından izin verilmediği için kent merkezindeki ortak yemek dağıtım noktalarına gidemez ve kaldıkları çadırların yakınlarındaki tuvaletlerin erkeklerce kullanılması nedeniyle eziyet çekerken, kentin 4 AKP’li milletvekilinden birisi, Tolga Ağar’ın adı Fırat Üniversitesi öğrencisi Yeldana Kaharman’ın tecavüz edilip öldürülmesi olayıyla gündeme geliyor. Tolga Ağar, evet bildiniz Mehmet Ağar’ın öz oğlu ve Recep Tayyip Erdoğan hakkında, “Cumhurbaşkanı denince bize Allah gibi geliyor” diyen kişi. Ağar’ın, 21 yaşındaki Kırgızistan asıllı gazeteci Yeldana Kaharman’ı 27 Mart 2018’de kendisiyle röportaj yapması için Dersim/Pertek ilçesine çağırdığı, burada tecavüze uğrayan Yeldana’nın, yarı çıplak halde Pertek Jandarma Karakolu’na sığındığı ve Mehmet Ağar’ın oğlunu helikopter göndererek bölgeden aldırdığı iddia ediliyor. Yeldana bir gün sonra evinde ölü bulunuyor ve ölüm kayıtlara “şüpheli ölüm-intihar” olarak geçiyor. Yeldana’nın otopsi sonucuna ilişkin bilgi bulunmuyor.

Bir başka “şüpheli intihar” vakası, eski bir NATO askeri ve AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde ölü bulunan, Özbek vatandaşı, ev işçisi Nadira Kadirova cinayeti de belirsizliğini koruyor.

Gülistan Doku, Yeldana Kaharman ve Nadira Kadirova, tıpkı Şule Çet gibi, Dersim’den Elazığ’a, Elazığ’dan İstanbul’a ve Ankara’ya uzanan büyüklü-küçüklü para, silah, güç ve iktidar sahibi adamlar ağının karanlık ilişkileri içinde, “şüpheli intiharlar” görüntüsü altında, hayattan kopartılıyor. Aynı adamların aynı karanlık ilişkiler ağı, doğalgaz abonelerine geriye dönük zam yapma yetkisi verilen, Torunlar GYO’ya ait Başkent Gaz A.Ş., Kızılay Genel Müdürlüğü’ne, çocuk istismarcısı Ensar Vakfı’yla ortak projelerde kullanılması amacıyla 8 milyon dolar bağış yapılmasını sağlıyor. Söz konusu ortak projelerden birisi, vakfın 170 şubesinde gençler ve kadınların 8 bin 800 oyuncak bebek ürettiği “Gülümseten Emek” projesi. Cumhurbaşkanının imam hatipten sınıf arkadaşı olan Aziz Torunlar’a ait şirket, çok sayıda kamu arazisine bedavaya el koymakla, iş cinayetleriyle ve Başkent Gaz’ı değer tespiti altında bir fiyatla satın almasıyla tanınıyor. Konuyla ilgili gensoru önergesinde Torunlar’ı savunan kişi de, yine bir “şüpheli intihar” vakasından, Rabia Naz cinayetinin üstünün kapatılması çabalarından aşina olduğumuz bir isim: AKP milletvekili Nurettin Canikli.

Tekrar soralım:

Gülistan Doku’ya ne oldu?
Yeldana Kaharman’a ne oldu?
Nadira Kadirova’ya ne oldu?
Rabia Naz’a ne oldu?

Gülistan’a, Yeldana’ya, Nadira’ya, Rabia’ya ne mi oldu? “Kum Kadınlarına”; yani 2000’li yılların sonunda Meksika’nın Ciudad Juarez kentinde cezasızlıkla korunan para, silah, güç ve iktidar sahibi adamlar ağının karanlık ilişkileri içinde kaybedilen ve katledilen binlerce yoksul, genç kadına ne olduysa o oldu! Bu yaşananlar giderek, küçük yaştan itibaren kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, asgari ücret karşılığında günde 12 saat çalışan, uygun çalışma koşullarından, düzgün yaşam standartlarından yoksun bırakılarak binlerce kadının öldürülmesiyle nam salan o azgın kadın düşmanı kentte olup bitenleri daha fazla andırmaya başlamadı mı?

Belki hepimiz henüz, aynı şiddette bir karanlığa maruz kalmış değiliz. Veya Şule Çet davasında olduğu gibi, gücümüz ve koşullar elverdiğinde, bu karanlık ilişkilerin içinde gerçekleşen “şüpheli intiharların” arkasında yatan ataerkil hakikati el birliğiyle açığa çıkartmayı başarabiliyoruz. Ve henüz ortak gücümüz hakikati açığa çıkartmaya yetmese de sormaya devam ediyoruz: Gülistan Doku’ya ne oldu? Yeldana Kaharman’a ne oldu? Nadira Kadirova’ya ne oldu?

O zaman belki, hep birlikte yüklenebilmek için Gülistan’ı, Yeldana’yı, Nadira’yı yutan karanlığın arkasındaki hakikate, Ciudad Juarez’in Kum Kadınları için verilen mücadelede yaygınlaşan yöntemleri de hep birlikte hatırlayabiliriz. “Canlı bir insanı ortadan kaldırmak kolay gibi görünüyor. Sorun ölülerin nasıl yok edileceğidir. Bir cesedi gömebilirsin ama hayaleti gömemezsin” dedi onlar Meksika’da ve gündelik nesneleri kadın cinayetlerinin hakikatini ortaya çıkarmak için kullanmak fikriyle, tüm kenti itaatsiz nesnelerle işaretlediler. Öldürülen her kadın için bir direğin üstüne, bir duvara, bir kapıya, kamusal bir alana siyah veya pembe boyalarla bir haç çizdiler ve her yere “adalet” yazdılar. Kadın düşmanı kentin görüntüsünü, öldürülen kadınları simgeleyen nesnelerle değiştirdiler ve suçu görünür kıldılar. Sonra bu nesnelerle kamusal meydanlara birer anıt yaptılar ve anıtların üstüne yazdılar: Ni Una Mas! (Bir Kişi Daha Ölmeyecek!)

Kadınların “eylem enternasyonali” Las Tesis dansını üreten kolektifin üyelerinden Paula Cometa, protesto eyleminin tüm dünyada yaygınlaşması karşısında: “Gördük ki bütün dünyada bedenlerimiz ve hayatlarımızla ilgili aynı şeyleri hissediyoruz” diyor. Giderek daha fazla Ciudad Juarez’i andıran bu ülkede Las Tesis’in verdiği ilhamla, haydi biraz daha çıkalım zıvanadan.  Pertek’ten Elazığ’a, İstanbul’dan Ankara’ya, Gülistan’dan, Nadira’dan, Yeldana’dan, Rabia’dan daha steril olduğunu sandığımız hayatlarımıza doğru adım adım uzanan saldırganlığa karşı bedenlerimiz ve hayatlarımızla ilgili hissettiklerimizi bir kez daha ortaklaştıracak yollarla bir kez daha soralım hep bir ağızdan:

Gülistan Doku’ya ne oldu?
Yeldana Kaharman’a ne oldu?
Nadira Kadirova’ya ne oldu?
Rabia Naz’a ne oldu?

 

* Fotoğraf: Evrensel

Yorumlar