Asıl virüs: Kapitalist, türcü, patriyarkal sistem (2) – Buse Üçer

Umutlanalım çünkü bizler kadınlar, feministler, ekolojistler, veganlar, işçiler, yoksullar, göçmenler, LGBTİ+ bireyler, antikapitalistlerve daha niceleri olarak dünyadaki insanların %99’unu oluşturuyoruz. Ezilenlerin artık ezilmediği bir dünya yaratmak bizim elimizde. Hissedebilen hiç bir canlının bedeni ve emeği üzerinde hak iddia etmemeliyiz. İnsanlar olarak insan dışı hayvanlarla beraber yaşamayı öğrenmeliyiz. Hayvanların insan merkezli dünyada en temel haklarından mahrum bırakılıp köleliğe, açlığa mahkum edildiğini unutmamalıyız. İnsan merkezciliğimizden kurtulmalıyız; vegan olmalıyız. Dünyadaki insanların %99’u olarak yaşanan acılara/ sömürüye son vermek için kolektif özneyi ortaya çıkaralım . Sınıfsız, sınırsız, eşit, özgür, feminist, vegan bir dünya için örgütlenelim. ABD’de solcu bir sanat kolektifinin söylediği gibi; asıl virüs kapitalizmdir.

Asıl virüs: Kapitalist, türcü, patriyarkal sistem (2) – Buse Üçer

2019 yılında dünyada milyarderlerin -sadece 2.153 kişi- 4.6 milyar kişiden daha zengin olduğu raporlandı. Dünyanın en zengin 22 erkeğinin toplam mal varlığı, Afrika’daki bütün kadınların mal varlığına denk. Dünyanın en zengin %1’i 6.9 milyar kişiden en az iki kat daha zengin. kadınların küresel ölçekte üstlendiği ücretsiz bakım emeği yıllık en az 10.8 trilyon dolara tekabül ediyor; bu da küresel teknoloji endüstrisinin boyutlarının üç katı. 2 Kısacası dünya kadınlardan çalınan yaklaşık 8 milyar dolara denk düşen bakım emeği ile dönüyor. Bu dünyadaki işlerin %60’ı demektir.[1]

Bizler yeni bir sistem kurmaya talip olacak bir program çıkarmak istiyorsak bu program içerisinde bakım emeğinin eşitsiz bölüşümüne dair bir mücadele planı olmak zorundadır. Yani soya fasülyesi toplayan ve beş kuruş para almayan tarım işçisi kadınların köle olduğu gerçeği ile yüzleşmeliyiz. Burada iklim krizinin sınıfsal karakterini de göz ardı edemeyiz. Kadınlar aynı zamanda yoksulluğu en derinden hisseden kesim. Sınıfsal eşitsizlik her kadının iklim krizinden aynı oranda etkilenmemesi demektir. Tek başına bu bile tüm dünyanın vegan olması konusunda büyük bir engeldir. Her kadın her ürüne eşit oranda ulaşamamaktadır. Tüm hayatını hayvancılık üzerine kurmuş yoksul kadınların sınıfsal kurtuluşunu sağlamak vegan politikanın bir başka ayağı olarak tartışılabilir. Bunun mümkün olması için vegan hareket içerisinde bu kadınların özneleşeceği alanlar yaratmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Kısacası Yırca, Bergama, HES gibi direnişlerde hep kadınları ön saflarda gördük. Çünkü ekonomik olarak kendini tek var edebildiği alan elinden alınıyordu.  Peki biz kendilerini var ettikleri hayvansal üretimi ellerinden alıp ne önereceğiz? Köleliğin yanlış olduğunu onlara anlatmamız yetecek mi? Ben yetmeyeceği kanaatindeyim. Ama bu hayvan köleliğini sürdürmelerini onaylayacağım anlamına asla gelmiyor. Tam tersi hayvansal üretimi barışçıl olsun veya olmasın sonlandırdığımızda -hayvanları özgürleştirdiğimizde- fail olduklarının bilincinde bile olmayan yoksulların yoksul kalmamasını sağlamamız gerekiyor. Bu ise beni yine sistemin yıkılması gerektiği gerçeğine götürüyor. Peki hangi özneler bu dünyayı değiştirecek?

Dünyanın dört bir yanında son 10 senedir yükselen ekolojik hareketler ve feminist isyanlar toplumsal muhalefetin öncülüğünü üstlenmiş durumda. Oysa Marksizm bize diyalektik düşünmenin mevcut koşulları değerlendirmekten ve devrimci özneyi doğru tespit etmekten geçtiğini söylüyor. Sadece bu nedenle bile Marksizm asla güncelliğini yitirmiyor. Sınıfın nerede olduğuna baktığımızda ekolojik ve feminist hareketlerin sınıf tahlilleri bize bir kapı aralıyor. Dünyada emeğin kadınlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Fabrikalar ve tarım işçileri tartışmalarına endüstri 4.0 ve hizmet sektörü emekçileri tartışmalarının dahil olduğu bu dönemde kadınlaşan emek enternasyonal eylemlere imza atıyor. Dünya çapında örgütlenen feminist grevler ve iktidarların teşhir edildiği #LasTesis dansı bu eylemlerin en akılda kalan örnekleri arasında. Ekoloji hareketlerinde ise aktivistler çeşitli cinayetlere kurban gidiyor. Özellikle maden, baraj gibi büyük şirketlerin projelerine karşı ayaklanan öncü aktivistlerin başını çoğu kez kadınlar çekiyor. Sistem ile çatışmayı göze alan Honduraslı  ekoloji aktivisti Berta Cacerez, 2016 yılında evinde öldürüldü. Honduras’ta 4 sene içerisinde 100’ün üzerinde ekoloji aktivistinin öldürüldüğü biliniyor. Dünyayı değiştirecek özneleri ararken bu örnekleri aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini düşünüyorum

Peki tüm bu örnekler ve tespitler bizi nereye götürmeli? Ne yapmalı?

Son yıllarda yükselen isyanların öznelerine baktığımızda dünyayı değiştirecek gücü de görebiliriz. Ancak bu isyanların özneleri aynı zamanda bu yok oluşa en az neden olan özneler. Eğer türcülük, cinsiyetçilik, transfobi, ırkçılık gibi ayrımcılıkların ortadan kalkmasını istiyorsak gerçek anlamda sorumluluğu eşit şekilde üstlenmemiz gerekir.

-Kadınların omzuna dünyayı kurtarma yükünü yüklememeli,

-Kadınlar ekoloji mücadelesi içerisinde özneleşirken erkekler “mansplaining” (erbilmişlik) yaparak kadınların özneliklerini yok etmemeli,

-Veganlığı hassas/duyarlı olmakla özdeşleştirip kadınların daha kolay vegan olacağı varsayımı ile cinsiyetçiliği yeniden üretmemeli,

-Sınıfsal bakış açısından koparak hayvan hakları hareketinin “zengin işi” olarak anılmasına neden olmamalı,

-Bütünleşik eşitlik ve özgürlük mücadelesinin , dayanışma kültürünün bizleri kurtaracağına inanmalı,

-Ayrımcılık ve sömürüye karşı kendimizden başlayarak dönüşümü örgütlemeli,

-Dünyanın değişmesi için kendi failliklerimizle yüzleşmeli ve ezilen bireylerken nasıl ezen oluyoruz görmeli,

-En önemlisi asıl failin neoliberal, patriyarkal ve insan merkezli sistem olduğunu akıldan çıkarmamalı.

Umutlanalım çünkü bizler kadınlar, feministler, ekolojistler, veganlar, işçiler, yoksullar, göçmenler, LGBTİ+ bireyler, antikapitalistlerve daha niceleri olarak dünyadaki insanların %99’unu oluşturuyoruz. Ezilenlerin artık ezilmediği bir dünya yaratmak bizim elimizde. Hissedebilen hiç bir canlının bedeni ve emeği üzerinde hak iddia etmemeliyiz. İnsanlar olarak insan dışı hayvanlarla beraber yaşamayı öğrenmeliyiz. Hayvanlarıninsan merkezli dünyada en temel haklarından mahrum bırakılıp köleliğe, açlığa mahkum edildiğini unutmamalıyız. İnsan merkezciliğimizden kurtulmalıyız; vegan olmalıyız. Dünyadaki insanların %99’u olarak yaşanan acılara/ sömürüye son vermek için kolektif özneyi ortaya çıkaralım . Sınıfsız, sınırsız, eşit, özgür, feminist, vegan bir dünya için örgütlenelim. ABD’de solcu bir sanat kolektifinin söylediği gibi; asıl virüs kapitalizmdir.

Yorumlar