Patriarkal Kapitalizmin Çoklu Krizinde Kadın Olmak-Giriş (1)

Patriyarkal kapitalizmin kısa-orta vadede beklememiz/direnmemiz gereken/muhtemel eğilimleri ve özellikle kadınlar açısından bu eğilimlerin temel kurucu unsurları, bu eğilimler ve öğeler üzerinden şekillenen temel çatışma alanları neler olabilir?

Patriarkal Kapitalizmin Çoklu Krizinde Kadın Olmak-Giriş (1)

“Bedenimizi değiştirmek, cinselliğimiz ve yeniden üretim kapasitemiz üzerindeki kontrolü geri kazanmak, yaşamlarımızın maddi koşullarını değiştirmek demektir. (…) Kapitalizmin eski rüyası, yani iş gününü uzatma, ücretleri azaltma ve birikmiş ücretsiz emeği maksimize etme rüyası bugün (…) tam anlamıyla gerçek oluyor. Gerçekten de (…) işçilerin görece yoksullaşması, fazla/kullanılmaya hazır nüfusun durmadan üretilmesi, mevcut birçok işin vasıfsızlaştırılması, kitlesel sayıda işsizin olduğu bir durumda ‘iş bulanları daha çok emek sağlamaya zorlayan’ aşırı çalışma, bugün ekonomik ve toplumsal yaşamı yöneten eğilimdir, beraberinde kitlesel yoksulluk, evsizlik, derinleşen eşsizlikler ve kurumsal şiddetle ilişkili sorunları getirir. (…) Nereye bakarsak bakalım ölümün işaretlerini gördüğümüz bir dünyada, ekonomik yoksulluğa bir de yaşamın yoksulluğu ekleniyor. Kuşlar gökyüzümüzü terk ediyor, nehirler kimyasal çöplüklere dönüşüyor aşka, arkadaşlığa ve öğrenmeye zamanımız yok.”

(Tenin Sınırlarının Ötesinde, S. Federici)

Patriarkal kapitalizmin pandemi sonrası çoklu krizinde kadın olmak- Bir giriş*

Pandemi henüz başlamışken, Kadın Savunma Ağı olarak 2020 Haziranında yaptığımız “Yeni Normal ve Kadınlar” tartışmasında:  

  • Neoliberal patriarkal kapitalizmin pandeminin öncesi ve hemen sonrasını değerlendirerek pandemi öncesinde bir “çoklu kriz” durumu yaşandığını;
  • Çoklu krizin dünyayı önce pandemiye sürükleyip, pandemiyle birlikte insanlık/uygarlık krizine evrildiğini;
  • Kadınların (emekleri, cinsellikleri, yeniden üreme kapasiteleri ve patriarkal toplumsal yeniden üretim rolleriyle birlikte) çoklu krizlerin odağında yer aldığını vurgulamıştık.

Yeni Normalde Kadınlar tartışmasına tıklayarak ulaşabilirsiniz 

Pandemi 1,5 yılı aşmışken “çoklu kriz” kavramına, temel eğilimlerine ve “kadınlar” açısından anlamına daha ayrıntılı bakmaya başlayabiliriz.

“Çoklu krizi” farklı biçimlerde alt başlıklandırmak mümkün, ama ekonomik kriz, toplumsal yeniden üretim krizi, ekolojik kriz ve siyasal kriz olmak üzere dört temel öğeye ayırabiliriz.

  • Dünya egemenlik sistemi krizini de kapsayan kapitalist ekonomik kriz;
  • Ücretli ve ücretsiz bakım emeği alanlarını kapsayan toplumsal yeniden üretim krizi;
  • İklim krizi biçimine de bürünen ekolojik kriz;
  • Irkçılık, kadın düşmanlığı, dincilik, otoriterlik, faşizm üreterek derinleşen siyasal kriz.

Çoklu krizin tüm temel öğeleri, patriarkal kapitalizmin insanlığın tamamına karşı saldırılarının yanı sıra kadınlara yönelik özel saldırılarını da biçimlendiriyor. Feminist analizin, siyasetin ve pratik mücadelenin/örgütlenmenin temel konusunu oluşturuyor. Çünkü çoklu kriz patriarkal kapitalizmin feminist direnişe konu olan güncel biçimini şekillendiriyor.

Patriyarkal kapitalizmin çoklu krizi: Tekil krizlerin aritmetik toplamından daha fazlası

Bu tartışmayı ilerletebilmek için öncelikle şu genel çerçeveyi dikkate almak önemli:

  • “Kapitalist toplumun” krizdeki dört öğesinin her biri, hem diğerlerinin hem de sistemin genel varlığı açısından vazgeçilmez, tamamlayıcı öğeler. Toplumsal yeniden üretim, insan-dışı doğa, kamusal-ortak mallar benzeri bu alanlar dar anlamda “ekonomik” alanlar olmamakla birlikte, kapitalist ekonomi için kritik öneme sahipler. Bunlar kapitalizmin emek gücünü satın alıp çalıştırma, ham maddelerle enerjiye meta üretip kar elde etmek için el koyma; yani sermaye birikimini sürdürme yeteneği için vazgeçilmez alanlar.
  • Toplumsal yeniden üretim alanı bunların en vazgeçilmez olanlarından biri. Marksist feminist “toplumsal yeniden üretim teorisi”, kapitalizmin genel işleyişi ile akrabalık ilişkileri, aile düzenleri, doğum-ölüm oranları, kadınların kayıtlı ekonominin içindeki (düşük ücretli güvencesiz) veya dışındaki (ev kadınlığı) “emek gücünü yeniden üretme” faaliyetleri (doğurma, bakım, yeni kuşakları sosyalleştirme ve eğitme, yetişkin işçileri yeniden üretme) arasındaki yakın ilişkilere açıklık getiriyor. Patriyarkal kapitalizmin bu faaliyetler paralelinde ürettiği ideolojik-kültürel ifadeleri; sermaye birikiminin kadınların bu alanlardaki tabiyeti veya direnişi/isyanı tarafından nasıl desteklenip kısıtlandığını ifşa ediyor. Patriyarkal kapitalizmin işleyişi ve krizleriyle “kadınlık” kategorisini nasıl inşa ettiğine dair sağlam bir haritalandırma/analiz ve mücadele çerçevesi sunuyor.
  • Aynı tartışma ekolojik kriz açısından da yapılabilir. Kapitalist üretim ve birikiminin hammadde, toprak ve enerji kaynaklarına el koyma, yeni üretim-kar alanları yaratma ve kapitalist üretimin atıklarını bertaraf etme gibi ihtiyaçlarının yarattığı (en önemli güncel sonuçlarından bazıları Covid-19 pandemisi gibi zoonotik hastalıklar ve iklim krizi olan) ekolojik yıkım; genel ekolojik bozulma şu anda çoklu krizin hem en önemli sonuçlarından, hem de başlıca derinleştirici öğelerinden biri.
  • Dolayısıyla özellikle bu iki alandaki krizden söz ederken şunları vurgulamış oluyoruz:

– Kapitalist ekonomik ilişkilerin yarattığı yıkımlar, hem toplumsal yeniden üretim hem de ekoloji alanlarının kendi içsel işleyişlerinde de derinleşen krizlere neden oluyor;

– Pandemi bunları daha da ağırlaştırıyor ve bu içsel krizlerin yarattığı tepkiler, hareketler, duraksamalar ve kesintiler, ekonomik krizin sonuçlarıyla da birlikte, yeniden birer kriz öğesi olarak geri dönüyor. Krizler birbirinin üstüne yığılarak çoklu krizi, tekil krizlerin aritmetik toplamı olmanın ötesine taşıyor;

– Bu geri dönüşler, kapitalist toplumun genel yönetim aygıtı olarak kapitalist devletin, siyasetin krizini “kapitalist demokratik usullerle” aşılamayacak biçimde derinleştirip genelleştiriyor. Bu koşullarda neoliberal sömürü biçimleriyle bütünleşen yaygın ırkçılık-göçmen düşmanlığı, kadın düşmanlığı, dincilik temelinde şekillenen faşizm eşliğinde, hem siyasal iktidarların hem de hâkim emperyalist güçlerin hegemonya bunalımı olarak siyasal kriz/yönetme krizi genelleşiyor.

  • Pandemiyle derinleşen çoklu kriz, şu temel sorunun yaygınlaşmasına yol açıyor. 2021 kapitalist krizi 2008-2009 krizi gibi sektörel bir kriz mi? Yoksa kapitalist toplumsal düzenin tüm temel alanlarındaki bozulmanın birbiriyle geometrik etkileşimde bulunduğu, 1930’ların krizi gibi genel bir kriz mi?
  • Bu soruların tamamına tatmin edici yanıtlar bulamayacak olsak da, mevcut kriz eğilimlerini saptarken, en azından bu iki uçlu soruyu akılda tutmak, feminist siyasetin yöneleceği eksenleri/hedefleri belirlemekte kritik önemde. Çünkü patriarkal kapitalizmin kadınlara yönelik saldırı siyasetleri bu eğilimler üzerinden şekilleniyor.
  • Patriyarkal kapitalizmin kısa-orta vadede beklememiz/direnmemiz gereken/muhtemel eğilimleri ve özellikle kadınlar açısından bu eğilimlerin temel kurucu unsurları, bu eğilimler ve öğeler üzerinden şekillenen temel çatışma alanları neler olabilir?

PATRİARKAL KAPİTALİST KRİZDE TEMEL EĞİLİMLER

2008-2009 neoliberal finans krizinden bu yana tam olarak aşılamayan ve pandemi öncesinde yeniden alarm vermeye başlayan kapitalist ekonomik kriz, neoliberal kapitalizmin sermaye birikimi krizi olarak pandemide de derinleşiyor ve şu temel eğilimlerle şekilleniyor:

En genel manzara:

  • Pandemi, dünyanın büyük ekonomilerinin son 100 yıldaki en büyük gerilemesi oldu. Pandemi, farklı kapatma ve sosyal mesafe stratejileriyle birlikte, “ilk küresel tedarik/meta zinciri krizi ” olarak yaşandı. 2020 sonunda, 93 ülke ekonomik gerileme içindeyken, kriz toplamda 2008-2009 krizinin en az iki katı ciddiyette yaşandı. Yatırım ve istihdamdaki gerileme %5-15; ABD’deki gerileme %4-5’i bulurken (20 milyon istihdam kaybı-%15 işsizlik); Hindistan, G. Afrika çok büyük gerileme yaşadı ve küresel güneydeki toplam işsizlik artışı 150 milyonun üstüne çıktı. DTÖ’nün 2020 tahmini, yıllık dünya ticaretinde yüzde 13- yüzde 32 düşüş. Bu rakam, 1930 büyük depresyonunda üç yılda yaşanan gerilemenin bir yılda yaşanması demek.

Kutuplaşma:

  • Tüm dünyaya yayılan servet sahipliği ve güvencesiz yoksulluk arasındaki kutuplaşma pandemide daha da derinleşti: Amazon/Jeff Bezos’un 2020 servet artışı 74 milyar dolar, Tesla/Elon Musk’ın 76 milyar dolar. Karşılaştırma için ABD’de yoksullara yapılan ek gıda yardımı programı toplamı 2019’da 62 milyar dolar.

Finanslaşma ve yeni finansal köpükler:

  • Ekonomik durgunluk, kapitalist üretkenlikteki sınırlılık/üretken yatırımların durması ve küresel tedarik-meta zincirlerinin pandemiyle birlikte kırılması-kısalmasıyla derinleşti, ama finansal hiper genişleme pandemide de devam etti. Kutuplaşmış servet birikiminin aşırı sermaye birikimine/ özel şirketlerin elindeki nakit bolluğuna dönüşmesinde hızlanma yaşandı. En önemli sermaye birikimi alanı finanslaşma olmaya devam etti.
  • Özel şirket, hane ve devlet borçluluk oranları muazzam arttı, her an batığın kenarında duran zombi şirketler yaygınlaştı, şirket borçları ve genel borçluluk bir başka finansal araca dönüştürüldü.
  • Pandemide hem finanslaşmanın (hem de olduğu kadarıyla ekonomik büyümenin) itici gücünü teknoloji şirketleri ile birlikte askeri harcamalar oluşturdu. Silahlanma 1988’den bu yana en yüksek düzeye ulaştı. Pandeminin etkisiyle dünya GSH’sı yüzde 4,4. gerilerken, silahlanma harcamalarındaki artış 2019-2020’de %2,6; 2020-2021’de % 9,3.
  • Dünyanın ve insan varlığının tüm alanlarının yozlaşmış ve aşındırıcı nakit ağlarıyla birlikte sermayenin “bulaş” ve borçlandırma alanına; finansal borçlandırmanın en yaygın bir emek denetimi yöntemlerinden birine dönüşmesi hızlandı.

Finanslaşma-üretimin kesişim noktasında öne çıkan teknoloji şirketleri

  • Pandemiyle birlikte uzaktan çalışma teknikleri, hizmet dağıtım ağlarının dijitalleşmesi ve kamusal alanın dijital kontrolünün yaygınlaşması, bilginin metalaşması/emeğin dijital bilgi ağlarıyla denetiminde önemli sıçramalar yarattı.
  • Teknoloji şirketleri pandemide büyüyen son finansal köpük oluşumunun merkezini oluşturdu. FAANG (Facebook, Apple, Amazon, Netflix ve Google) hisselerinin, toplam finansal spekülasyon değeri içindeki payı ve pandemi trilyonerlerinin servetleri orantısız arttı.
  • Finanslaşmanın en önemli halkalarından biri şirket birleştirme/satın almalarla birlikte mega tekel oluşumları; teknoloji şirketleri bu mega tekel oluşumları içinde yine büyük ağırlığa sahip.
  • Krizin bir başka istisnası yine finanslaşmanın bir başka taşıyıcısı olan teknoloji şirketleriyle yakın temastaki mega dağıtım şirketleri ve büyük ilaç sanayi.

Küresel tedarik/meta zincirlerinde büyük yer değiştirme/ küresel toprak gaspında sıçrama:

  • Pandemi öncesi sermaye birikiminin finanslaşma dışındaki diğer temel eksenini oluşturan, merkezinde çokuluslu şirketlerin olduğu küresel sermaye devrelerinin iki ayrı ayağında da saldırganlıklar ve yeniden örgütlenmeler yaygınlaştı:

– Küresel sermaye devrelerinin birinci ayağını oluşturan küresel emek rekabeti sistemi: (küresel güneydeki düşük ücretli-yüksek verimli üretim bölgelerini birbirine bağlayan tedarik/üretim/meta zincirleri) Küresel tedarik zincirlerinde pandemi sürecinde ortaya çıkan ve kamçı etkisiyle yayılan iki taraflı kesintiler/aksamalar yeni saldırıları gündeme getiriyor. Bunlar kısaca yeni emek denetimi yöntemleri, yeni bölgeselleşmeler, iç sömürgeleştirmeler ve güvencesizleştirme teknikleri. Bu teknikler farklı gelir düzeyindeki ülkeler için önerilen farklı kapanma ve aşı stratejileriyle, tedarik zincirlerinde olağanüstü küresel yer değiştirmeleri öngörüyor. Kitlesel ölümleri makul ticari takas sayan emperyalist epidemiyoloji stratejileri (“yoksul ülkeler için kapanma ve sosyal mesafe lükstür”) bu çerçevede yaygınlaştırılıyor. (Örneğin küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasında öne çıkan bölge olarak Hindistan’da yaşanan pandemik kitlesel ölüm manzaraları)

– Küresel sermaye devrelerinin ikinci ayağını oluşturan küresel arazi kapatmaları pandemide daha da öne çıkıyor. Aslında küresel kazımacılık ekonomisi, küresel agro ticaret, geçimlik tarımın yıkımı, ekosistem ve yaban hayatının tahribi hayvandan insana geçen (zoonitik) hastalıkların yayılımı pandeminin en önemli nedeni. Ama küresel arazi gaspı stratejileri pandemide de (yaygın barınma/konut hakkı krizleri ve küresel bir gıda krizi de yaratarak) finansallaşıyor ve derinleşiyor. (BM/FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) 3 Haziran 2021 raporuna göre gıda fiyatları 2020-21’de küresel olarak % 40 arttı; bu 2011 sonrası en büyük artış.

  • Bütün bu gelişmelerle birlikte kapitalizmin yarattığı ekolojik, epidemiyolojik, ekonomik kırılganlıklar sistemin yapısal kriziyle bir felaket kapitalizmini şekillendiriyor.

Küresel gerilim ve kriz noktaları

  • Finanslaşma ve küresel tedarik zincirlerinde henüz stratejileri tartışılan ve köklü dönüşümler gerektiren yer değiştirmeler, kapitalist ekonominin kırılganlık noktaları olmaya devam ediyor. Bu iki kırılganlık dünya emperyalist sistemi içindeki hegemonya dağılması-yıkıcı çok kutuplulaşma eğilimiyle de birleşiyor.
  • Finansal köpük patlaması riski tedarik zinciri finansmanı modeli yüzünden de büyüyor: Model pandemide kısalan/aksayan tedarik zincirlerinde çalışan şirketlerin, bankaların yardımıyla tedarikçilerine yaptıkları ödemeleri ertelemeleri, tedarikçilere olan borçların kısa vadeli tahviller olarak diğer finansal araçlarla paketlenerek satılmasından oluşuyor ve buna dry powder funds deniyor. Credit Suisse finans kuruluşu, Kellogg ve General Mills borç senetlerinin sahibi mesela.
  • Teknoloji şirketlerinin ve borçluluğun sürüklediği finansal köpüğün yeniden patlama-istikrarsızlaşma alametleri tırmanıyor. 2021 sonuna doğru giderken önceden V şeklinde ilerleyeceği öngörülen kriz eğrisi ters karekök biçimini almaya devam ediyor. 2020’nin ikinci yarısında tarihin gördüğü en büyük mali teşvikler ve en düşük kredi faizi oranlarına rağmen üretimdeki kriz devam ediyor; teşvikler ve mali yardımlar kapitalist krizin kara deliğinde çaya atılan şeker misali eriyip kayboluyor.
  • ABD’nin finansal krizi ve borçluluğu idare etmek için dünyaya dolar basması, gerileyen ABD hegemonyasına karşı artan direnci daha da tetikliyor (çünkü dolar hala uluslararası para iken, böyle yaparak diğer ülkelerin elindeki dolar rezervlerini değersizleştiriyor ve karşı hamleleri çağırıyor);
  • Aynı ortamda ekolojik krize karşı sermayenin kabul ettiği kimi sınırlandırıcı önlemler ve pandeminin derinleştirdiği sağlık krizine karşı geliştirilen çözümler de birer emperyalist rekabet aracına dönüştürülüyor (aşı patentleri, küresel aşı –para-gıda apartheidı)
  • ABD-Çin arasında yeni Soğuk Savaş ve yıkıcı çok kutupluluk, ABD merkezli küresel ticaret zincirlerinin hâkimiyetini sürdürmek ve kısalan/aksayan küresel tedarik zincirlerini yeniden işletmek için ticaret paktları yaratma girişimleri ve Çin’in karşı yanıtlarıyla birlikte, ABD-Çin arasında finansal nükleer savaş tehlikesi yaratıyor; ABD bu maliyetleri Afganistan’ı anlaşarak Taliban’a bırakmak gibi hamlelerle aşmaya çalışırken yıkıcı birçok kutupluluk dönemi başlıyor.
  • Gerek kapitalist ekonomik durgunluk, gerekse emperyalist sistem içindeki hegemonya krizinin yakın vadede aşılması muhtemel değilken ancak insanlığın maruz kalacağı felaketleri büyüterek çözümlenebilecek bir “küresel ara rejim” dönemi içinde yeni faşist siyasetler/iktidarlar; faşist tipte yeni baskı siyasetleri krizin içinde yeniden şekilleniyor ve yaygınlaşıyor.

Emeğin büyük gerilemesi  (ILO 2020 küresel istihdam raporu sonuçları)

  • Onurlu istihdam koşullarındaki kayıplar ve eşitsizlikler COVİD-19 pandemisini bir kamusal sağlık krizinden milyonlarca işçinin geçim kaynaklarını yok eden bir istihdam krizine ve toplumsal krize dönüştürdü.
  • 2020’de tahmini toplam çalışma saati kaybı % 8,8. Bu 255 milyon tam zamanlı işçinin bir yıllık çalışma saati eşdeğeri ve tarihte hiç görülmemiş bir rakam. Kıyaslama için: 2008-2009 krizinde bile toplam çalışma saati % 0,2 artmaya devam etmiş, sadece yüksek gelir grubu ülkelerinde düşüş yaşanmıştı.
  • Kaybın yarısı istihdam edilmeye devam edip daha kısa süreli çalışmaya zorlananların kayıplarından, geri kalanı istihdam kaybından kaynaklanıyor. Bu tuhaf durum, istihdam istatistiklerinin alışılagelmiş biçimlerde yapılmasını engelleyerek, toplam çalışma saati kaybı gibi yeni kavramların bulunmasına yol açıyor
  • 2020 yılında 2019’a kıyasla toplam küresel istihdam en iyi tahminle 114 milyon azaldı.
  • Latin Amerika ve Karayipler/ Avrupa ile Orta Asya, dünyanın en fazla etkilenen iki bölgesi.
  • Küresel emek gelirleri (hükümet yardımları ve transferler hariç) 2020’de yüzde 8,3 azaldı.  108 milyar işçi daha aşırı veya orta yoksul düzeyine düştü (günde 3,2 doların altı satın alma gücü)
  • Daha önce 2021’in 2. yarıdan itibaren başlayabilir denilen genel düzelme, aşı ve bazı ülkelerdeki geniş çaplı mali harcamaların pozitif etkilerine rağmen coğrafi anlamda sınırlı kalacak. 2021 tahmini 100 milyon, 2022 tahmini 80 milyon istihdam daha yaratılması ama 2021 tahmini istihdamı kriz öncesi düzeyin altında kalmaya devam ediyor. ILO sürekli yeni dalgaların ortaya çıkmasıyla birlikte, Ocak Haziran 2021’de önceki işsizlik tahminlerini yeniden revize ederek büyüttü.
  • Ancak bu tahmini istihdam artışı da, pandemide inaktif hale gelenler veya işsiz kalanlar ve emek piyasasına yeni gireceklere yeterli istihdam sunmakta çok zayıf kalacak. Bu da işsizlikte kalıcı ve belirgin bir artış yaratacak: 2019 187 milyon, 2020 220 milyon, 2021 220 milyon, 2022 205 milyon.  Yani en son 2013 civarında görülen işsizlik oranları yerleşiyor. Ama 2013’den farklı olarak, 2022’de tüm gelir düzeylerindeki ülkelerde işsizlik düzeyi son derece yüksek tahmin ediliyor.
  • Daha da kötüsü, yeni yaratılan işlerin önemli kısmının düşük verim düzeyinde ve niteliksiz olması bekleniyor.
  • Dolayısıyla ILO sadece “kendi adına çalışanlar” adını verdiği aşırı kırılgan enformal işlerde artış bekliyor; istihdam yapısında yeni bir kayma (enformal işler içinde, daha da gündelik/kişisel istihdam) saptamasında bulunuyor.  Öte yandan 2019 kayıt dışı çalışma zaten 2 milyar işçi; küresel istihdamın yüzde 60,1’i idi.
  • Daha yüksek vasıflı işçiler-internet erişimi olanlarda istihdam kaybı daha az olsa da, uzaktan çalışma/ kuzey-güney, farklı sosyo-ekonomik statülü haneler ve kent-kır eşitsizliğini artırıyor.
  • Çevrimiçi –uzaktan çalışma: Çalışma koşulları ile yaşam koşullarının, işle kişisel hayatın sınırlarının yok olması, artan çocuk bakımı ihtiyacı ve sosyal bütünlük duygusunun zayıflaması; insani etkileşim ve sosyalleşme alanı olarak işyerinin erimesi; küresel kentlerde atomize olan uzaktan çalışanlar

 Kadınların, gençlerin, göçmenlerin genel  durumu:

  • Kadınlar pandemide işsizlik ve ücretsiz çalışma süresi artışından orantısız biçimde etkilendi. 2020 erkek istihdam kaybı yüzde 3,9, kadınlarınki yüzde 5. 2020’de işlerini kaybeden kadınların yüzde 90’ı işgücünden çekildi.  Tüm ülkeler, sektörler, meslekler ve istihdam biçimlerindeki kadınları etkileyen faktörlerden biri ise çocuk bakımı ve evde eğitim yükünün orantısız biçimde kadınların sırtına yıkılması. En önemli sonuçlarından biri ücretsiz çalışma süresinde artış-geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin pekişmesi. Çoğunlukla ön cephe mesleklerde (bakım işçileri, market çalışanları) çalışan kadınların sağlık riskleri ve çalışma koşullarında ağırlaşma.
  • İstihdamda, eğitimde veya mesleki eğitimde olmayan genç nüfus oranı 2019-2020 arasında 33 ülkeden 24’ünde arttı. Gençler emek piyasası dışına atılma riski yaşıyor. Kriz sonrasında, gençlerin istihdam kaybı yetişkinlerden 2,5 kat daha fazla. 2019-2020 genç işsizliği oranları değişmedi çünkü işsiz gençler iş aramayı bıraktı veya emek piyasasına girişi erteledi.
    • Göçmen emeği üzerindeki etkiler (ani işsizlik, ücretlerin ödenmemesi-geç ödenmesi, sosyal koruma olmaması): mevsimlik işçi kıtlığı (merkez ülkelerde)/ döviz geliri kıtlığı (köken ülkelerde).
    • Yararlanılan kaynaklar:
    • “After the pandemic slump what next”, Interview with Michael Roberts, Spectre Journal, https://spectrejournal.com/after-the-pandemic-slump-what-next/
    • “Amidst pandemic and economic sufferings, 2020’s global military spending reached highest level in decades”, Counter Currents, https://countercurrents.org/2021/04/amidst-pandemic-and-economic-sufferings-2020s-global-military-spending-reached-highest-level-in-decades/
    • “COVID-19 and Catastrophe Capitalism”, John B. Foster- Intan Suwandi, Monthly Review, https://monthlyreview.org/2020/06/01/covid-19-and-catastrophe-capitalism
    •  “The contagion of capital”, John B. Foster, Monthly Review, https://monthlyreview.org/2021/01/01/the-contagion-of-capital/
    • “Covid capitalism”, Tithi Bhattacharya-Gareth Dale, Spectre Journal, https://spectrejournal.com/author/tithi-and-gareth/
    • World Investment Report 2021, UNCTAD
    • ILO , World Employment and Social Outlook, Trends 2020/2021
    • Nancy Fraser: “Cannibal Capitalism” Is on Our Horizon, Jacobin, https://www.jacobinmag.com/2021/09/nancy-fraser-cannibal-capitalism-interview
    • Kadın Savunma Ağı 2021 Çalıştayı tartışma sunuşu metni (Patriarkal kapitalist kriz çalışma grubu) Patriarkal kapitalist krizle ilgili diğer iki sunuş metnine buradan ulaşabilirsiniz:  Çoklu krizde kadın olmak- Toplumsal yeniden üretim krizi (2), Çoklu krizde kadın olmak- Emek Piyasasında Kadın Emeği ve Pandemi (3)

Finanslaşma ne demek? Tüm dünyada bir yandan toplam finansal sermayenin boyutları büyürken bir yandan da bu sermayenin hareketliliği artmıştır. Bu ne anlama geliyor? Finansal sermaye dediğimizde özellikle Türkiye gibi yeni sömürge bir ülke için yoğunlukla yabancı sermaye veya hisse senedi yatırımları biçimindeki sermaye hareketlerinden bahsederiz.Genel olarak finansal hareketlerin hacim ve hızında artış olarak ifade edilen finansallaşmanın kökleri 1970’lerden bu yana süregelen ve bugün yoğunluğunu arttıran kapitalizmin aşırı birikim krizine dayanmaktadır.Kapitalist sistem, aşırı birikim krizini yeniden yapılanma yoluna giderek aşmaya çalışmış, erken kapitalistleşen ülkelerin sermayeleri kendini yeniden değerlendirme yollarını sadece ulusal değil uluslararası düzeyde aramış, bazı ülkelerde üretken yatırımlara yönelirken, bazı ülkelerde de para sermaye olarak değerlenmiştir (Gültekin-Karakaş ve Ercan, 2009).

Bunun sonucu olarak ise sermayenin uluslararasılaşma süreci hızlanmıştır. Buna rağmen krizin daha da derinleşmesi engellenememiş, kriz derinleştikçe kapitalizmin finansallaşması artmıştır. Aşırı üretimden kaynaklı üretken sermayedeki kâr oranlarının düşmesi sonucu sermaye daha fazla finansal alanlara yönelerek, kendini bu alanlarda değerlendirme arayışına girmiştir. Bu ise krizlerin finansal kriz biçiminde yaşanmasını beraberinde getirmiştir.

Reel sektörün yüksek oranlara ulaşmış dış borcu, küresel krizin sonucu olarak yaşanan kredi ve likidite sıkıntısı ve uluslararası piyasalarda yaşanan daralma temel sıkışma noktalarını oluşturmaktadır.

Finansallaşmanın önemli boyutlarından biri de erken kapitalistleşen ülkelerde (EKÜ) aşırı biriken sermayenin değersizleşme riskine karşı, yeni kâr alanları arayışıyla, geç kapitalistleşen ülkelere akması olmuştur. Tabii döviz ihtiyacı içinde olan GKÜ’ler bu sermaye girişlerinden yararlanarak birikimlerini arttırmaya çalışmışlardır. Bu anlamda Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan büyüme bunun iyi bir örneğini sunmaktadır.

Tüm bunların birtakım etkileri var; kırılgan, spekülasyonlara açık, istikrarsız ekonomiler…

Hükümetler bu hali nasıl gidermeye çalıştı?

  • Rezerv birikimi
  • Düşük enflasyon hedefi ile düşük fiyat istikrarı

Enflasyon hedeflemesinde politika aracı nominal faiz oranlarına dayanmaktadır. Bu program çerçevesinde merkez bankasının temel hedefi gelecekte bir enflasyon hedefi belirleyerek enflasyon ve beklenen enflasyon oranı arasındaki farkı ortadan kaldırmak olarak belirlenmektedir. Enflasyon hedeflemesi ile merkez bankalarının temel hedefi enflasyon oranını mümkün olduğunca düşük tutarak fiyat istikrarını elde etmek olmuştur.

  • Kemer sıkma politikaları

Yabancı sermayeyi ülke içine çekmeye çalışan bu ülkelerin hükümetleri bir dizi kısıtlayıcı maliye ve para politikasını uygulamak zorunda kalmıştır.

  • Emeğin güvencesizleştirilmesi-esnekleştirilmesi

Emek piyasasının kuralsızlaştırılmasına dayanan enflasyon hedeflemesi, bir anlamda ücretlerin düşük tutulmasına hizmet eden bir mekanizma işlevi görmektedir. Ücret artış oranlarının enflasyon oranına endekslenmesi yoluyla ücretler düşük düzeyde tutulmuştur.

Kısacası yeni sömürge ülkeler yoğun sermaye akışının baskısı altında enflasyon hedeflemesi programı ve rezerv birikimi ile uluslararası sermayeyi ülke içine çekmeye ve ekonomiyi kırılgan yapısını olabildiğince onarmayı hedeflemiştir.

  • Düşük enflasyon

Enflasyon hedeflemesinin rolü ise bununla sınırlı kalmamış, ücretleri düşürmede de bir mekanizma işlevi görmüştür.

  • Finansal el koyma: Hane halkı borçlandırma

Düşük ücretler ve faiz oranlarıyla yarışamayan enflasyon değerleriyle birlikte alım gücünün daha da azalmasının etkisiyle borç hane halkı için sorunu erteleme açısından işlevli hale geldi ve teşvik edildiğinde hızlıca yaygınlaştı. Aynı zamanda toplumun en alt kesimleri finansal sisteme bütünleşmiş edilirken tepkileri de en aza indirildi, ertelendi. İç talep kaynaklı ve kredi genişlemesine dayalı gelişen neoliberal yeni sömürge ekonomileri için borçlandırma iki temelde ilerleyen bir finansal içerilme mekanizması olarak işledi;

  • Kent mekânının finansallaşması

Finansallaşan kent mekânı sermaye erkinin ihtiyaçları ve kurullarınca inşa edilirken “erk” olanın ihtiyaçları öncelenir. AKP iktidarının özellikle 2008 sonrasında kamusal alana dönük saldırıları hız kazanırken mekânı finansallaştırma motivasyonuyla sermaye uzlaşısını da sağladı. Kent mekânı bir yandan da siyasal saldırılarının mekânı haline geldi, kamusal alan piyasa “için”leştirilirken özellikle kadınlar için de güvenli alan olmaktan uzaklaştı.

  • Hane halkına yönelik kredi genişlemesi

Neoliberal kapitalizmin iç dinamiklerinden biri haline borç ve borçlandırma kendi canavarını da yarattı; yapısallaşan borç krizleri…

Bankalar bir taraftan kâr kaynağı olarak bireylerin gelirlerine yönelirken işçilerin gelirleri finansallaştı. Özellikle konut kredileri, tüketim kredileri gibi borçlanma mekanizmaları finansal faaliyetlerin etkin mekanizması haline geldi. Finansal kurumlar borç yoluyla ücretlerin bölümüne doğrudan el koymaya başladı.

AKP iktidarının kurulduğu 2002 yılında hane halkı borcunun harcanabilir gelirine oranı yaklaşık %4 iken, 2012 yılıyla birlikte %50’ye dayanmıştır, hane halkı borcunun milli gelire oranı ise 2003 yılında yaklaşık %2 iken,2013 yılında %20 seviyesine yaklaşmıştır.

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) verilerine göre Mart 2021 itibarıyla bireysel kredi kullanan kişi sayısı (takipteki krediler hariç) son bir yılda 2,3 milyon kişi arttı. Böylece konut, ihtiyaç ve taşıt kredilerinden oluşan bireysel kredilere borçlu kişi sayısı 34,5 milyona çıktı.

Türkiye’de pandeminin başladığı 2020 Mart ayından 2021 Mart ayına kadar geçen bir yıllık süreçte hane halkının bankalara, finansman ve finansal kiralama şirketlerine borcu yüzde 36 artışla 899 milyar TL’ye ulaştı. TBB verilerine göre, yılın ilk üç ayında 400 bin kişi daha ihtiyaç kredisi kullandı, hacim ise 16,8 milyar lira arttı. Böylece Mart 2021 itibarıyla 28,3 milyon kişinin toplam ihtiyaç kredisi borcu 412 milyar liraya çıktı.

2020 Eylül itibarıyla ilk kez kredi kartı kullananların sayısı ortalamaların oldukça üzerinde artıyor. Verilere göre, 7 ayda 1,5 milyon kişi ilk defa bireysel kredi kartı kullanımına başladı. Böylece kredi kartı borcu olanların sayısı geçen yıl Eylül’e kadar 26 milyon kişi düzeyinde seyrederken, 28,2 milyona çıktı. Artan gecikme faizine rağmen Mart 2020’de 116,1 milyar lira olan kredi kart borçları bir yılda 154,4 milyar liraya ulaştı.

  • Aşılabilir mi?

Döviz krizi görünümüyle yaşanan yapısallaşmış borç krizleri, 2008 krizi sonrasında ABD’nin sıcak para akışını yoğunlaştırarak krizi hafifletme çabalarının yeni sömürgelere tanıdığı aralıklarla üstünden atlanabilir haller de yarattı. 22 Mayıs 2013’te FED Başkanı’nın parasal değişim sürecinin sonlanacağı ve daralma sürecine girileceği açıklamasına kadar süren bu aralıkta ekonomiyi yeniden yapılandıracak adımlar atılmadı, aksine giderek kırılganlaştıracak biçimde ucuz döviz bolluğunda firmalar ve hane halkı krediye yönlendirildi. FED Başkanı’nın açıklamasının ardından yaşanan spekülatif anda elde kalan da 30 bin batık firma, boş rezervler, muazzam kapasiteyle borçlandırılmış yığınlar oldu. 2013 sonrasında Türkiye ekonomisi üç kere stagflasyonist bir krizin eşiğine geldi.

COVİD-19 pandemisiyle birlikte üstünden atlanamayacak yani kriz yaratan ekonomik modele geri dönüşle Türkiye ekonomisinin ve siyasetinin istikrara kavuşmasının mümkün olmadığı daha da açığa çıktı. Ülkeye giren kısmi dövize rağmen rezervler hala boş, enflasyon değerleri hala piyasa kırılganlığını aşamayacak durumda, faiz oranları pandemi öncesine göre spekülasyonlara daha da açık.

Bu sadece bir finans ya da borç krizi değil; neoliberal yeni sömürge Türkiye kapitalizminin bu zamana kadar olan yöntemlerle çözülemeyeceği anlaşılan yapısal krizi.

  • Yorumlar