Ailenizi değil, yaşamayı istiyoruz-Çağla Akdere

İktidarın kadına yönelik şiddetle gerçekten mücadele ettiğini iddia edebilmesi için aileyi değil toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alması zorunlu.

Ailenizi değil, yaşamayı istiyoruz-Çağla Akdere

Emine Bulut’un eski kocası tarafından öldürülme görüntülerinin ardından Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar, “Ölmek istemiyorum” çığlığını sokaklara taşıdı. Günlerce sosyal medyada kadına yönelik şiddete karşı tepkiler yükseldi. İktidar ise her zamanki gibi öfkenin yönünü çevirme hamleleri yapmaya çalıştı.

Süleyman Soylu, telefonla katıldığı tartışma programında kadın cinayetlerini önlemek için attıkları adımlarda kadın örgütleri tarafından yalnız bırakıldıklarını söyledi. Soylu’nun suçlamaları karşısında Avukat Selin Nakıpoğlu, “8 Mart’ta neden kadınlara saldırdınız?” diye sorduğunda verecek cevap bulamayan Soylu, “Bizim daha önemli bir meselemiz var, Emine Bulut’un bize bıraktığı bir sorumluluk var” dedi. Kadınlar her gün katledilirken sorumluluk almayan ikiyüzlü iktidar, yine “münferit” bir vaka algısı yaratarak, muhtemelen en üst sınırdan ceza vererek tepkileri sönümlemeyi hedefliyor. Oysa devletin yapması gereken: İstanbul Sözleşmesi’ni ve 6284’ü uygulamak.

Nedir İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun?

Bir süredir AKP ve yandaş medya aracılıyla “yuva yıkan” diye tanımlanan; kadınların ise uygula diye baskı yaptığı İstanbul Sözleşmesi ve 6284, yıllarca verdiğimiz feminist mücadelenin en önemli yasal kazanımları. AKP’nin ilk “açılım” dönemi şovları arasından sıyrılan kadın hareketinin çabasıyla gerçekleşen bu düzenlemeyle bir zaman övünen iktidar, şimdi bundan kurtulma yollarını arıyor.

Ağustos 2014’te yürürlüğe giren ve Türkiye’nin çekincesiz imzaladığı uluslararası bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi, devletlere kadın-erkek eşitliğini tanıma, kadına yönelik şiddeti önleme, kadınları her türlü şiddet ve ayrımcılıktan koruma, kadına yönelik şiddeti etkin şekilde kovuşturma ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için topyekün politika üretme yükümlülüğü verir.

Sözleşmenin iç hukuk düzenlemesi niteliğinde olan 6284 Sayılı Kanun ise yakını ya da tanımadığı bir erkeğin şiddeti karşısında, şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi içinde bulunan kadınların korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirleri düzenler.

AKP’nin İstanbul Sözleşmesi ile ne alıp veremediği var?

AKP’nin savaşlar, S-400’ler kadar çok gündem ettiği nafaka tartışması, boşanma komisyonları; İstanbul Sözleşmesi ve 6284’ü hedef göstermesi, kimilerinin söylediği üzere bir suni gündem değil, ayakta kalması için sarıldığı bir can simididir.

Kadının cinselliğinin ve doğurganlığının denetlenmesi (üreme/emek gücü/nüfus); düzenin günlük ideolojik yeniden üretiminin sağlanması ve kadınların görünmeyen/karşılıksız emeğiyle işçinin yeniden üretilmesi her devlet için yaşamsaldır. Tüm bu düzenlemelerin ve saldırıların nihai hedefi de aileyi ayakta tutmaktır. Bu da, ailenin reisi erkekle devlet arasındaki bir işbirliğini öngörür. Aile “devleti yöneten erkekle, evi yöneten erkeğin kurumsal ittifakı”dır. Bu nedenle de şiddeti tartışırken aile kavramını ”toplumun en küçük yapı birimi” tanımından daha öteye koymamız gerekir.

Ailenin, her zaman kadın mücadelesinin konusu olması da bundan ileri gelir. Yıllarca kadınların ailedeki egemenlik ilişkilerine karşı verdikleri mücadele, kadınlar lehine belirgin bir değişim yaratırken, erkek-egemenliğinin de tartışılıp temellerinden sarsılmasına yol açtı. Büyük-küçük kadın isyanları karşısında aile krize girdi. Sistem de, kadın isyanı dalgasının karşısında politikalar üretmeye çalıştı. 2000’li yılların ortalarından itibaren neo-liberalizmin neo-faşist biçimlerinin temel özelliği haline gelen açık kadın düşmanlığı da, kadın isyanının yol açtığı “aile krizine” karşı geliştirilen bir politikadır. Bu politikalar erkek şiddetine fiilen cezasızlık sağlayarak, kadın hareketinin temel kazanımlarına dahi göz dikmiş durumda. 

Devletin İstanbul Sözleşmesi ve 6284’le ne alıp veremediği var sorusunun cevabı da böyle ortaya çıkıyor. “Aile krizinin” karşısında, aile ittifakının tarafları kendi üzerine düşen “sorumluluğu” yerine getiriyor:

İktidar kadınların ailenin geleneksel biçimlerine karşı yükselen isyanını bastırmak için boşanma komisyonlarıyla boşanmayı engellemeye çalışır, nafaka hakkına göz diker, zorunlu aile arabuluculuğunu getirmeye çalışır. İktidar tarafından egemenliği ve “şiddet kullanma hakkı” teyit edilen erkek, kadını cinayete kadar giden şiddet sarmalına hapseder; kadın bu sarmaldan kurtulmak için devlete her başvurduğunda devlet tarafından yeniden o sarmala geri gönderilir; cezasızlıktan aldığı cesaretle erkek, sistemli şiddete devam eder…

Önce toplumsal cinsiyet eşitliğini tanıyın!

Bugün nafaka tartışmasından zorunlu arabuluculuk diretmesine, 6284 sayılı kanunu ve İstanbul Sözleşmesi’ni hedef göstermeye kadar uzanan bu saldırganlık hali AKP’nin can çekiştiğini gösteriyor. Kadınlar için yaşamsal olan 6284’ün uygulanması, şiddet uygulayan erkekten uzaklaşması aileyi, buna bağlı olarak da erkek egemen sistemi sarsıyor. Ve kadınların kendilerini savunma yöntemlerini birbirlerine aktarması, şiddeti besleyen iktidarı korkutuyor. Korku arttıkça da şiddetle mücadeleyi ortadan kaldırmak için tüm araçlarını kullanıyor.

Halkın öfkesinin yükseldiği her cinayet ve istismar haberi sonrasında, kadına yönelik şiddetle mücadele ettiğini söyleyen iktidarın yalanlarına kanmıyoruz. İktidarın kadına yönelik şiddetle gerçekten mücadele ettiğini iddia edebilmesi için aileyi değil toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alması zorunlu. Eşitliğin fıtrata aykırı olduğu dinsel argümanını temel alan politikalar, kadın-erkek eşitsizliğini ve şiddeti derinleştirmekten öteye gitmiyor. İktidar şeytanlaştırdığı İstanbul Sözleşmesi’ne karşı propaganda yapmak yerine derhal sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

Biz kadınlar iktidarın bu propagandalarına karşı her yerde şiddete karşı haklarımızı savunuyoruz. Bir kişi daha eksilmemek için, erkek şiddetine karşı toplumsal cinsiyet eşitliği temel alınana kadar, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun uygulanana kadar, haklarımıza yönelik saldırılar son bulana kadar; evde, işte, sokakta, okulda, özel ve kamusal her alanda mücadele ediyoruz. Çünkü yaşamak istiyoruz.

Yorumlar